Aşamalı olgunlaşılan yazı denemesidir, başta şiir hissinden kurtulunamamıştır. İyi okumalar dilerim.
Yaşlar, yaşlar. Kağıtlara düşman yaşlar, bir o kadar da istemekte kağıda gitmek, onu eritmek. Kağıtlar...önemli kağıtlar, önemsiz kağıtlar. Nedense yaşlar, daha çok sever önemi, ilgiyi.
Döküldü o yaşlar, sonu getiren kağıtlara. Yaşın sahibi, tutmuş kağıdı son umuduna tutulurcasına. Öyle ya, son umudu da olabilir sonuçta. Hoş bir tezat oluşturuyorlar, hayata tutunmaya çalışmaktan çıkan yaşlar, eritiyordu hayata tutunmaya yarayan tek sebebin ona bıraktığı en son şeyi.
Anlaması uzun sürdü, geçti ama artık, çok geç. Acımasız yaşlar. Şeref yoksunu yaşlar, durmadılar. Eller olan biteni farkettiğinde, titremeleri tarihi depremler solda sıfır kalırmışçasına arttı, kalbi eriyen göz yaşı sahibi atak geçirip öleceğini sandı. O güzelim kağıt, ondan kalan son kağıt, gitmişti, hemde onun suçuydu hepsi.
Ağladı, göz yaşı sahibi, zaten ağlamıyormuş gibi. İçi sızladı, zaten sızlamıyormuş gibi. Yorulmuştu, göz yaşı sahibi, çok yorulmuştu. Kimse yanında değildi, anlamaz sanıyordu, ama anlıyordu aslında onu, göz yaşlarının sebebi. Şimdi farkına varmıştı göz yaşı sahibi, ne kadar alttan aldığını o seviyede bir sevgiyi.
Çok kızgındı, ayrıca üzgündü göz yaşı sahibi. Biliyordu ki suçlu kendisi.
~
Paçaları yırtık olsada koşuşturmazdı, kaydıraklar ve salıncaklar ona dar gelir, bunlar yerine hayal dünyasında oynardı. Yalnızlık garip bir konseptti. Tabii, yalnızdı, ama vardı sonuçta arkadaşları, biraz gerçek dışı olsada, kırmızı arabası, mavi oyuncak fili hep onun yanında. Oynuyordu canı ne kadar isterse, başarılıydı hem de, tam bir örnek çocuktu adeta. Büyüklerinin onu yüceltmesini umursamıyordu aslında, yinede iyiydi ama ona yapılan kayırma.
Her şey...o güne kadar... değil. O gün, uzun bir süreçti aslında. İlk gördüğünde onu parkta, düşünmemişti bir başka ilgi düşkünü fakir çocuk daha olmasından fazla. Çocuk kendisiyle aynı yaşta.
İlk hafta sorun yoktu aslında, çocuk diğerlerine çok benzemiyordu ama. Annesi gelince şımarıklar yapmıyor, babasından kaçmıyor, diğer çocukların aksine okul çıkışından birkaç saat sonra geliyordu parka. Aksatmıyordu ödevlerini, görevlerini, işini. ‘Filli Çocuk’ -ona böyle derdi parktaki diğer çocuklar, bizim asosyal, şımartılan ama şımarık olmayan kahramanımıza- bu kızı seviyor muydu ne? Sizi sıkmayacağım detaylandırmayla, zaman karmaşasıyla. Filli Çocuk, arkadaş edinmişti gerçek anlamda.
Filli Çocuk okula onunla gider, onunla döner, parkta onunla oynar, ona veda ederdi evine gitmeden önce. Filli Çocuk lakabı kullanılsada hala, çocuk bakmaz olmuştu oyuncaklarına. Varsa yoksa biricik arkadaşıyla oynamak eğlenmekti amacı. Bağlanmıştı, Filli Çocuk, çok bağlanmıştı. Ailesi dahil, ilk defa kendini yakın hissetmişti, böyle küçük bir yaşta.
~
Zaman, ortaokula geçiş zamanı. Filli Çocuk kararlı, ama eskisi kadar kararlı mı bilinmez. Ailesine ilginç geliyordu tabii bu konu, ilginç olması bir yana korkutucuydu, Filli Çocuk umursamıyordu, ne onların sözünü ne de ders notunu. Ne olmuştu bu çocuğa? Onunla uğraşmadıkları günlere yanıyordu Filli’nin ailesi, şanslıyız bahanesi onlar için çok geçti. Belki ilgi göstermeleri tek gereken şeydi.
Filli’nin keyfi yerindeydi, O’su vardı ya, bu ona yeterdi. Aynı sınıfa düştüğü sürece, sorun olmazdı. Filli arkadaşlık sayıyordu hala aralarında olanı, bir ilginçlik vardı ama, Filli ona yakınlaştıkça -yakınlaştığını sanıyordu ya da- O uzaklaşıyordu sanki. Başka arkadaşlar edinmesi normaldi, ama neden Filli’yle konuşmuyordu sonrasında? O uzaklaştı Filli’den, Filli’nin çabaları yersiz. Filli, üzülmeye başladı, üzüldükçe kendi dünyasına çekildi, çekildikçe üzüldü. Hala vardı ama O’na güveni. Gelse, halini hatrını sorsa açılırdı Filli olan bitene rağmen. O suçlu değildi Filli’nin gözünde, olamazdı da zaten.
~
Güvensizlik. İlginç bir konu, öyle değil mi? İlk ”yaklaştığı” günü hatırlıyordu, hatta o kadar netti ki her şey, Filli’nin bakışını, göz yaşını, güvenini hatırlıyordu. Büyük hata etmişti, çok büyük. İlk geldiğinde o parka, yoktu bir tasası, ayrımcılığı. Filli’yi sessiz biri sandı, kendi haline bıraktı. Ona tek yabancı gelen, insanların ondan uzak durması, genelde sessizlere yapılan zorbalıktan bile kaçınmasıydı. Oysa Filli iyi kalpli birine benziyordu, içine kapanıktı şüphesiz ama özellikle hiç zarar görmemişti ondan. Filli’ye ilgi, saygı gösterse her şeyin onun için iyileşeceğini düşündü, onun yanında oldu. Filli eski halinden çıkmış, hep onunla takılır olmuştu, ama onun için sorun yoktu. Her yakın arkadaş gibi değil miydiler zaten?
Zamanın hızı, güvensizliği yenmeyi başardı mı, bilinmez. Belki Filli ona çok güvendi, ama korkmuyor muydu gitmesinden, uzaklaşmasından? En büyük güvensizlik bu değil miydi. Bilmiyordu O, bilmekte istemiyordu. Filli, onu yoruyordu. Hislerini önemsemiyor, sadece ona hayatını anlatmak için ordaymış gibi hissettiriyordu. Kendini bakıcı gibi hissetti O. Sorun değildi O için, varsın bakıcı da olurdu, sonuçta Filli’nin mutluluğuna eşitti onun bu uğraşı.
Her şey...o güne kadar değildi aslında, uzun bir süreçti bu. Yakınlaşması uzun süren şeyin, uzaklaşması da ister istemez aynı oluyordu. Ani ayrılmalar iki tarafta da diğerinin izini taşımayı sürdürmez miydi sonuçta? İşte bu da öyle oldu. O, seviyordu Filli’yi, yanında olmak istiyordu da, sadece bazen yoruluyordu. Ama önemi yoktu, sonuçta iyilik yapıyordu, ondan önemlisi Filli’ye yardımcı oluyordu. Ama...O ne kadar suçlu hissedecek olursa olsun, ona bağlı olmayan insanlarla eğlenmek çok daha rahatlatıcıydı. Hem onlara kötü davranıp kalplerini kırma korkusu yoktu, hem de cidden hayatını anlatabiliyordu - Filli’ye kendinden bahsetmekten kaçınırdı, ona acıyıp daha çok bağlanmaması için. Hepsi hisler de değildi aslında, O ciddi biri değildi. Eğlenmeyi de severdi, sebepsiz şakalaşmaları, makyaj partilerini ve fazlasını. Filli’den uzaklaşmamalıydı, bunu biliyordu, ama içten içe de kemiriyordu onu duyguları. Arkadaşlıkları çürümüştü. O, Filli için hala oradaydı, arkadaş oldukları ve eğlendiği için değil.
~
Filli, karanlık bir çemberdeydi. Kimse, hatta O bile bilmiyordu ama, bizim karışık görünen basit Filli, ciddi ciddi kafayı sıyırıyor olabilirdi. O’na olan güveni, güven kavramına bağlı şekilde değişmişti. Uzak değildi, hala çok yakın hissediyordu kendini. Ama bağlı da değildi artık O’na. Onsuz da yapabilirdi - yani, öyle sanıyordu. Filli, bu dönemde bir farkındalık dalgası geçirdi...O’nun hislerini hiç düşünmüş müydü Filli? Hayır, 2 senedir ne en son ağladığı zamanı, ne mutluluktan coştuğu dönemi hatırlamıyordu. O’nun Filli’ye Filli’nin yaptığı gibi bir açılma yapması ise söz konusu bile değildi, tanıştıkları günden bu yana yaşanmamıştı. Filli’ye, bu gerçek fazla geldi. Ya uzaklaşma sebebi kendisi iseydi? Çok düşündü Filli. Dersleri bırakalı uzun zaman olmuştu, ailesi de onu bırakmıştı zaten. Umut çokta yoktu. Filli geceleri uyumadı, gündüzleri kimsenin yüzüne bakmadı. Pişmanlık, ağır vurmuştu Filli’yi. Batıyordu Filli, can kurtaranı ise batmasının sebebi.
Not yazmak istedi Filli. Yazabildi mi peki? Hayır, bilmiyordu Filli. O’nu çok üzmüş olmalıydı, bunun özrünü dileyemezdi Filli. Boş bir kağıdı çantasına attı.
~
O, o değildi. Kendini bilmiyordu O, farkında değildi. Bilse zaten, olmaz mıydı O da, Filli gibi? Onun için iyi olmuş da olabilirdi, darbeye karşılık tepkisizlik, hissizlik, yoksa süzülüp giderdi. O öyle düşünmüştü ya da - Filli gibi olmak istemezdi, yorgunluk fazlaydı çünkü.
Bu düşünceleri hızlı eridi. Boş bir kağıt, üzerindeki tek iz, bir mavi fil, gözleri yaşlı değil, sonunda sebepsiz yorgunluğu dinmiş. O, emin değildi. Filli, O’nun Filli’si... Filli biliyordu kendisini, kendinden daha iyi, ve gitmişti şimdi.
----
“Eh, belki de daha iyi oldu, ha?”
”Ne daha iyi oldu?”
“Fil bozuntusunun gitmesi.”
“Neden öyle düşündün ki?”
“Aramızda bir çocukluğunda yaşamadığı halde yaşarmış gibi yaptığı bir travmadan kurtulamamış bir güçsüz salağa ihtiyacımız yok.”
“Eh, içten olanla iyi anlaşıyorlardı ama, öyle değil mi?”
“Boşver, içten olan felsefeyi tanıdıkça daha çok sevecektir.”
“Onun gitmesi sistemi etkilemeyecek mi sence? Bizim varlığımızı bilmesi önemli, biliyorsun.”
“Kontrolümüz altında değil mi?”
“Derin birini kaybetmek asla sisteme iyi gelmeyecektir, bunu bilecek kadar deneyimlisin sanıyordum.”
“Sence o bozuntu, düşünen biri miydi? Kendi duyguları arasında kaybolan insanlarla arkadaş olunmamasının sebebi, bağlı kalıp insandaki empatiyi emip yok etmeleri. Kısacası sebep, kendileri.”
---
Yaşananların hepsi bir rüyaydı, ama daha uyandıran olmadı