Pazar akşamı. Lanet olası okul. Lanet olası aile. Lanet olası ben. Nefret. Milyonları öldüren, acı çekmesine yol açan, yaralayan duygu vücudumdaydı şimdi. “Ama senin suçun değil, ergen olmayı sen seçmedin, doğmayı sen istemedin...” diye fısıldadı içimdeki cılız ses. Hakta verdim doğrusu. Ailem 1 yıl bekleyecek kadar heyecanlanırken bana sormamıştı, değil mi? “Kes sesini!” diye bağırdı öbürküsü, ben bile istemeden titredim. “Doğmayı istememişmiş… bunu sana birkaç ay önce söylesem, beni susturacak her şeyi yapardın!” Küfrettim. Geçen haftayı hatırlatmasa olmazdı değil mi? İllaki beni suçlu düşürecek.. “Suçlusun çünkü de ondan.” Hiç de bile, onun ayrılması benim… “suçun.” ‘Nedenmiş?’ demeye varmadan duydum eski sesi. O sinsi, kalbi didikleyen meltemi. “Alakası yok. Kızlar hep öyle, sen de biliyorsun.” Demek o kadar korkmuştu ki ancak yanıtlayabildi, hafifçe güldüm buna. İçimdeki belirgin kasveti hissettiğimde yeniden hak vermeye başlamıştım bile, onun yaptıkları benim suçum muydu sanki…? “Tabii ki öyleydi, kıza hiç ilgi göstermedin, üstüne ona küfrettin!” diye kulaklarımı çınlattı yine. Cevap gecikmedi bu sefer. “Aptal budala, erkeklerin üstünlüğünü bilmeyen bir kızla işimiz yoktu bizim! Değil mi?” Başımı evet anlamında salladım. “Üstünlük mü? Üstünlük ha? Utanmadan sadece kromozom farkı seni üstün yapıyor, öyle mi?” – yani, hayat bir şans meselesi şimdi.. “Niye hiçbir erkek arkadaşın böyle davranmıyor o zaman! Ama dur, sen onları da sattın! Arkadaşın bile yok!” – ama.. ama.. - “Tamda bu nedenden..” kurtarıcım gelmişti şimdi “…bıraktık onları. Mutlak gerçeği görmüyorlardı! Yarısı bizimle aynı renkte bile değildi, tanrım! İğrenç!” evet, çok doğru! Aynen öyle. Buna ne cevap verecekti bakalım – “Aynı renk mi? AYNI RENK Mİ? SENİ APTAL BUDALA, ONLARIN HEPSİ İNSAN! ÇOKTAN İNANMAYA BAŞLAMIŞSIN BİLE, GÖRMÜYOR MUSUN, SAF RUHUN KİRLENİYOR, ŞİMDİ DURMAZSAN ASLA DÖNÜŞ OLMAZ!” – çok şey biliyor gibi davranıyor, ama bilmiyor. ‘Sonunda bundan kurtuluyoruz’ diye düşündüm içimden, gerçek sezgi ve öngörülerimle ne iyi bağdaşmıştık, kesinlikle o doğrudaydı… pop beynimde ağır bir acı hissettim, sanki görüşüm yok oluyor, tüm sinirlerim geriliyormuş gibi… POP
…
…
Sessizlik. Mutlak sessizlik. Son efekt biraz ağırdı sanki, her şey yolunda mı?
…
Bir anda kendime geldim. Koltuğa yığılmış kalmışım. Hemen bekledim tembelliğimle beni suçlayacak sesi, ama gelmedi. Alışık olduğum diğer sese seslendim fakat bu ,sefer bir gariplik vardı… bu ses, sanki artık bir seçmenden çok yönetmenmiş gibi geliyordu bana…içimdeydi, konuşmuyordu, uyguluyordu. Çok geç olmadan yeniden göz kapaklarımın kapandığını hissettim…
Açtığımda bir tahtadan sandalyedeydim. Önümde hayli eski bir bilgisayar, yanında binlerce helikopter aynı anda kalkıyormuşçasına vızıldayan bir kasa… İçinde hayli açık giyinmiş bir çizgi roman karakteri bana gülümsüyor, dekoltesini açmaya yönelimliymiş görünüyordu. Ne? Benim bir bilgisayarım bile yoktu ama? “Doğru, yoktu, hadi geri uyu şimdi..” bu ses.. bu ses.. hatırlıyordum! O eski sinsi ses! Ama ne işi vardı.. kendi iç sesimde? ‘O nerede!’ diye bağırdım, ‘biri bana açıklasın!’ “Biri mi?” diye güldü ses. Bir gülüşten çok sessiz kahkahaydı bu, tüylerimden soğuk bir rüzgar esmesine sebep oldu “o biri uzun süredir yok.” Ne? Ama beynim bu şekilde çalışmıyor mu, doktor bana bir bozukluğum olduğunu, ve hep iki ses duyacağımı söylememiş miydi? “Evet” diye devam etti sinsi ses “ama şunu da dedi, hatırlıyor musun…” bir anda anılar canlandı aklımda, doktorun bana umutsuz bakışı, camdan bana bakan yabani hayvanlar, tasalı anne-babam… “Unutma ki, birini benimsersen, bu tüm hareketlerini etkileyecektir” diyordu doktor “içindeki parazit kötü duyulanı benimsemen için elinden geleni yapacak, güçlü olmalısın” bir saniye, bu anıda 9 yaşındaydım ama ben! Bunlar ne yaptıklarını zannediyordu, o yaşta nasıl anlardım..? “Yaşının küçük olduğunu biliyorum, ama ne yazık ki sana gereken terapiyi verebilecek ne bir doktor, ne de para var..” ellerim titriyordu, bu bok çukurunda doğmayı ben istememiştim! Bir anda doktorlu anı beynimden silindi, ve o günkü anı canlandı. Gülümsediğini hissettiğim sinsi ses bir anda telaşla, ‘hayır, hayır! O değil!’ dediğini duyabiliyordum.. beynimi Nefret’e sattığım günü hatırladım, Empati ile kavga ediyordu ve ben Nefret’i savunmuştum…ona inanmıştım…kafamda şimdiden aynı anda on metal müzik grubu şarkı çalıyor, sinsi ses daha önce hiç duymadığım şekilde bağırıyordu: “HAYIR, HEPSİ YALAN! BUNLARI UNUT, UYU!” Uyu? Uyku? UYKU! Ben kaç yıldır uyuyordum? Kendime baktım, 30lu yaşlarımı çoktan geçmiş gibi gözüküyordum…önümdeki çizgi kıza baktım, ben kendime gelirken çoktan kıyafetlerinden arınmıştı bile, ve o anda içime bir duygu doldu, çok tanıdık, ama hiç hissetmediğim bir duygu...sanki son 18 yıldır sürekli buna maruz kalıyordum, ama hiç hatırlamıyordum da… kafama ancak “dang” edebilmişti ki ben 12 yaşımdan beri Nefret’in kontrolündeydim. Bunu anladığım anda yine güçlü bir pop sesi ile – şimdiden bu sesten nefret etmiştim – Nefret benliğimden çıktı, ve duyduğuma bu kadar sevineceğimi hiç düşünmediğim bir bağırış yükseldi.. “Hayalinden çıkman bu kadar uzun sürmeseydi keşke!” ses uzaktan, yorgun, acılı şekilde duyulsa da eski netliğine sahipti. Anlamıştım. Tüm içtenliğimle Empati’ye inanmaya başladım, ve yine, 4. kez, pop sesi geldi. Ama geçen seferki gibi kendiliğimden çıkmak yerine, sadece Nefret’in yokluğu hissi geldi ve gitti. Hızlıca kendimi sorguladım, ve Empati’den “Zamanı gelmişti” cevabını aldım. Ona nasıl toparlanacağımı, çoktan battığımı sordum ve içimdeki ölme isteğini sezerek, uğraşır ve çaba harcarsam her şeyin yerine gelebileceği konusunda bir nutuk vermeye başladı Empati…
23 yıl geçti, bir tamirci oldum. Ne o? Bilinen ve herkes mutlu ve mükemmel şekilde hayatına devam etti hissine kapılmadın mı? Eh, Afrika’da böyle bir işin ne kadar büyük bir gurur olduğundan haberin var mı senin? Ve evet, yeniden arkadaş edindim. Beyazlar dahil. Kızlara da saygı duymaya devam ettim, çok geçmeden yeni bir sevgili ve ardından evliliğe eriştim. Bunların hepsi bir yana, beni en çok sevindiren, doktorla olan arkadaşlığımız oldu. Meğer o da benimkisi gibi bir hastalıktan geçiyormuş…hep Empati’yi farketmemi umduğunu söyledi. Bu hastalık şanssızlık ve lanet gibi görüldüğünden asılma nedeniymiş, bu yüzden bana gerçekleri söyleyememiş. İlk ona kızdım, bana söyleseydi çok daha önce kurtulabilirdim, ama nefretim hızlıca geçti çünkü bir eş, arkadaş ve sevgiye kavuşunca bunları kaybetmenin zorluğunu anlayabildim. Hastalığımı ben de, doktor arkadaşım ve eşim dışında herkesten sakladım.