Ankara Klinik Psikolog Ararken Nelere Dikkat Etmeli?

Açık söyleyeyim, ben ilk kez Ankara’da bir Ankara Klinik Psikolog ararken baya afallamıştım. Çünkü dışarıdan bakınca “randevu al, git konuş” gibi duruyor ama işin içinde biraz kafa karışıklığı var. Özellikle ilk kez gideceksen.

Benim süreç şöyle başladı: Bir dönem uyku düzenim iyice kaymıştı, odaklanamıyordum, sürekli bir huzursuzluk hali vardı. “Bir konuşayım birine” dedim ama nereden başlayacağımı bilmiyordum. Google’a yazınca yüzlerce seçenek çıkıyor. Hepsi “en iyi”, “uzman”, “10 yıl deneyim” vs. Bir noktadan sonra hepsi aynı gibi geliyor.

İlk yaptığım hata şuydu: En üstte çıkan siteye girip direkt randevu aldım. Sonra fark ettim ki o site aslında bir aracı platformmuş. Yani doğrudan psikoloğa değil, sistem üzerinden gidiyorsun. Çok kötü bir deneyim değildi ama biraz “soğuk” hissettirdi. Hani gerçek bir insanla değil de sistemle konuşuyormuş gibi.

Sonra biraz daha araştırmaya başladım. Şunu fark ettim: Bir Ankara Klinik Psikolog seçerken sadece “yakınlık” ya da “fiyat” üzerinden gitmek çok sağlıklı değil. Ben mesela önce konuma yakın birini seçmiştim ama sonradan fark ettim ki asıl önemli olan yaklaşımıymış. BDT mi çalışıyor, EMDR mi yapıyor, daha çok konuşma terapisi mi… Bunlar baya fark ediyor.

Randevu alma kısmına gelirsek, aslında 3 temel yol var gibi:

Birincisi direkt psikoloğun kendi sitesi ya da Instagram hesabı. Şaşırtıcı ama çoğu danışan Instagram üzerinden ulaşıyor. Ben de bir süre sonra DM atarak iletişime geçtim. Açıkçası daha samimi geldi. Sekreter yerine direkt psikolog ya da asistanıyla konuşuyorsun.

İkincisi aracı platformlar. Kolay, hızlı, ama dediğim gibi biraz “mekanik” hissi var. Avantajı şu: Yorumları görüyorsun. Ama burada da dikkat et, bazı yorumlar çok yapay duruyor. Ben genelde uzun ve detaylı yazılmış yorumlara daha çok güvendim.

Üçüncüsü ise tavsiye. Açık ara en işe yarayan bu oldu. Bir arkadaşımın önerdiği birine gittim ve gerçekten fark etti. Çünkü o arkadaşım da benzer şeyler yaşamıştı. Yani biraz “senin kafadan” birine gitmiş oluyorsun.

Randevu alma sürecinde bir detay daha var, kimse pek söylemiyor: Saat bulmak bazen zor olabiliyor. Özellikle akşam saatleri. Çalışıyorsan iş çıkışı saatleri hemen doluyor. Ben ilk başta “yarın giderim” kafasındaydım ama bazı yerlerde 1-2 hafta sonrasına gün verdiler.

Bir de ücret konusu var. Açık konuşayım, Ankara’da fiyatlar baya değişken. Aynı “Ankara Klinik Psikolog” etiketi altında 800 TL de var, 3000 TL de. Ben burada şunu fark ettim: Pahalı olan her zaman daha iyi değil ama çok ucuz olan da genelde yeni başlayan oluyor. Bu kötü mü? Değil. Ama beklentini ayarlaman lazım.

İlk seans konusunda da küçük bir şey söyleyeyim: Çok şey bekleme. Ben ilk gittiğimde “hayatım değişecek” gibi bir beklentiyle gittim. Ama daha çok tanışma gibi geçti. Zaten çoğu psikolog ilk seansta seni tanımaya çalışıyor. Bu kötü değil, sadece bilerek gitmek iyi oluyor.

Bir de şu var, kimse açık açık söylemiyor: Her psikolog sana uymayabilir. Ben ilk gittiğim kişiyle hiç bağ kuramadım. Anlattıkça daha da gerildim. Sonra bıraktım. Başta “acaba sorun bende mi” diye düşündüm ama değilmiş. İkinci gittiğim kişiyle çok daha rahat hissettim.

O yüzden tek seansla karar verme bence. Ama içinden de zorla devam etme. Orta yolu bulmak lazım.

Online mı yüz yüze mi konusu da vardı kafamda. Açıkçası başta online’a karşıydım. Ama bir süre sonra denedim ve sandığım kadar kötü değilmiş. Hatta bazı günler evden çıkmak istemediğimde baya kurtarıcı oldu. Ama ilk seansın yüz yüze olması bana daha mantıklı geliyor.

Şunu da fark ettim: Randevu almak aslında en kolay kısmı. Asıl mesele doğru kişiyi bulmak. Yani teknik olarak 2 dakikada randevu alırsın ama doğru kişi için belki 2 hafta araştırma yaparsın.

Biraz garip gelebilir ama ben seçerken psikoloğun yazılarını da okudum. Blog yazısı varsa, sosyal medya paylaşımları varsa. Çünkü orada nasıl düşündüğünü anlıyorsun. Bana çok “ezber” konuşanlar itici geldi mesela.

Son olarak şunu söyleyeyim, bu süreci fazla büyütmemek lazım. Ben başta gözümde çok büyüttüm. “Acaba ne olacak, nasıl geçecek” diye. Ama gidince anlıyorsun ki aslında normal bir konuşma. Sadece biraz daha derin.